22/2/2007 · Kategori: hikayeler


 

Olur, olmaz her seye aglayan 'Anne'
kocasinin ölüm haberi aldiginda  evi badana ediyordu... Elinde badana firçasi
oldugu  yere çöktü, kaldi... 
Aglamadi... 
Konusmadi da... 
Günlerce konusmadi... 
Demiryolcu olan kocasi bir tren kazasinda ölmüs, bes çocukla dul kalmisti. 
 Büyük kizi evliydi, bir sonraki kizi Hukuk
Fakültesi'ne gidiyordu. 40, 50 bin nüfuslu bir dogu kentinde kizini taaaAnkara'lara, hukuk 
fakültesine göndermek kolay bir is degildi o dönemde. 
Hisim, akrabanin konu, komsunun fiskoslarina aldirmamis okumaya göndermisti kizini... 
Büyük oglu lisede, ortanca oglu ortaokulda, en küçük oglu ise ilkokulda okuyordu. 
Çocukken gönderildigi Kuran Kursu'nda Arapça ve Osmanlica ögrenmisti. 
Türkçe okuyup, yazmayi çocuklari ilkokula basladiktan sonra, onlara ders çalistirmak için ögrendi...  
Bu sayede tanisti dis dünya ile.  Kocasinin her aksam eve getirdigi gazeteleri okuyarak... 
Akilliydi...
'Reis' derdi kocasi ona... 
Her türlü ev isinden baska tarla, bahçe isleri ile de o ilgilenirdi... Buna ragmen çok severdi kocasini. 
Hala da çok sever. Arada bir rüyasinda görür onu. 
Gördügü rüyayi unutmasin diye gecenin bir yarisi çocuklarini uyandirip anlatir... 
Çocuklarini büyütüp, yetistirmesi ise uzun hikaye...Kocasinin ölüm haberini aldiktan üç gün
sonra agzini ilk kez açtiginda söyledigi ilk cümle 'gidecegiz buradan' oldu. 
Bu karara karsi çikan hisim akrabaya 'çocuklar' diyerek direndi.  'Onlarin okumasi lazim.' <******>
Tanidik berberlerin, terzilerin, iyi niyetli 'çirak alma' tekliflerini  kulak arkasi etti. 
O güne dek saygida kusur etmedigi kaynanasinin 'Orospu olmaya mi  gidiyorsun Ankara'ya' sözünü ise tinmadi bile. 
Yillar sonra 'O da hakliydi' demisti. 'Genç yasta yitirdigi tek  oglunun yanisira bir de O'nun yadigarlarindan,
torunlarindan ayri düsmenin acisi ile söyledi o sözü'. 
Yapilirken kerpiçini, harcini sirtinda tasidigi evini kiraya vererek, tasi taragi toplayip bir vagona yükledi.
Çocuklari ile beraber bir kompartmana dolusup Ankara'ya gitti... 
Bütün okullara yakin olmasina dikkat ederek bir ev kiraladi. 
Çocuklarini yürüme mesafesindeki okullara kaydettirdi. 
Okul tatillerinde memleketine gidip yillik
erzakini yapti ama yine de zordu hayat. Kira, okul masraflari agir
gelmeye basladi. Ogullarina  kiyamiyordu ama 'Abla'ya nazinin geçecegini biliyordu.
Fedekarligi ondan istedi. Abla hukuk ögrenimini birakip, demir yollarinda ise girdi. Çocuklar, ne yasanilan hayatin zorlugunu fark etti, ne de babasizligi. Hepsi okudu. Büyük oglu devletin açtigi sinavlari
kazanarak gittigi Almanya'dan yedi yil sonra doktorasini yaparak döndü.
Kisa sürede profesör oldu.
Ortanca oglunun küçüklügünden bu yana merak
sardigi tiyatrodan vazgeçmeyecegini anlayinca ancak bir üniversite bitirmesi ve daha da  önemlisi yedek subay olaraka skerligini yapmasi kosulu ile 'tiyatrocu'  olmasina izin verdi. Simdilerde o'nu sahnede, tv ekranlarinda görüp, kocasinin ölüm haberini aldigi zaman tuttugu gözyaslarini esirgemiyor. 
Söylemeyi unuttum. 
O, yani 'Anne' sadece mutluluk duydugunda ya da duygulandiginda aglar... 
Küçük oglu da en büyük agabeyin izinden giderek akademik kariyerini  tamamladi. Profesör oldu... 
Yasi bilinmiyor 'Anne'nin. 
En az 85'indedir diye tahminler yapiliyor. 
Belki de 90!.. 
Üç büyük ameliyat geçirdi. Tansiyonu ancak ilaçlarla dengede duruyor. <******>
Romatizma ve yaslilik bir zamanlar tasi siksa suyunu çikaracak kadar  güçlü olan adalelerini bitirip, tüketti.
 Yataga  baglandi. Tekerlekli yürütecinin yardimi ile tuvalete gidebiliyor ancak. 
Ve buna sükrediyor... 
Her zaman ilgi duydugu dis dünya ile tek
baglantisi katarakt ameliyatina ragmen okumakta zorlandigi gazeteler. 
Isitme cihazi ise hiç ise yaramiyor.Dudak okuyarak anlasiyor etrafi ile... 
Yine de mutlu. 
Tek pismanligi son seçimlerde Ecevit'in partisine verdigi oy. 
Tek dilegi ise kimselere, özellikle de yataga baglandiktan sonra  kendisine çiçekler gibi bakan çileli kizina
'Abla'ya daha fazla yük olmadan sessizce ölmek... 
Ölüp cennete gitmek ve orada henüz otuzbes yasindayken yitirdigi kocasi ile bulusarak 'Adam'ina; 'çocuklarini
vatana, millete hayirli  birer evlat olarak yetistirdigini ve 'kendilerini kurtardigi"  müjdesini vermek... 
Anneler gününde 'Annem' geldi aklima... 
Söyle ya da böyle Anadolu'daki yüzbinlerce anne'ye
oldugu kadar sizin  de annenize benzeyen kendi annem... 
Ne desem bilmem ki!.. 
  Ne desek!.. 

 Kenan Işık

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »