9/2/2007 · Kategori: biografi
Ünlü İtalyan rönesans dönemi ressam, heykeltraş, mimar ve şairidir.
Michelangelo,
6 Mart 1475'te Arezzo yakınlarında Caprese'de doğar. Ailesi, o daha bir
aylıkken Floransa'ya taşınır. Annesi, kendisi altı yaşındayken ölen
Michelangelo, 13 yaşına geldiğinde Floransa'da fresk ressamı Domenico
Ghirlandaio'nun yanına öğrenci olarak verilir. Bertoldo di Giovanni'nin
zamanında, Medici ailesine ait olan San Marko bahçesinde çalışan genç
Michelangelo, bu arada Lorenzo de Medici ile tanışır.
Michelangelo, heykeltıraştaki rüştünü kanıtladığı ilk ve en
ünlü eseri olan çocuk kral David'in heykelini yaptığında henüz 26
yaşındadır. Beş buçuk metrelik bir mermer kütleden çıkaracağı eser için
genç dâhi, mermer bloğun yanına bir baraka inşa ederek, yardımcısız bir
şekilde, çoğu zaman geceli gündüzlü çalışarak Rönesans sanatının
harikalarından biri olarak kabul edilen David'i yaratır.
1505 yılında Papa 2. Julius tarafından kendisine, en önemli
başarılarından biri olacak Vatikan'ın yanındaki Sistine Kilisesi'nin
tavan resimlerinin yapılması işi verilir. 3 yıl sonra başlayacağı bu
görevi sanatçı, 520 metrekarelik bir alanda yaklaşık dört yıllık bir
çalışmanın ürünü olarak bitirir. Ortasının da, her biri Adem, Havva ve
Nuh Tufanıyla ilgili İncil'in eski Ahdi'nden alınma öykülerden
esinlenerek yapılan resimlerin bulunduğu dokuz pano bulunan freskin yan
unsurları da mitolojik figürlerle bezelidir. Özellikle "Ademin
Yaratılışı" ismindeki sahne batı resim sanatının en canlı
tasvirlerinden biri kabul edilir.
1519 yılında Cosimo de Medici'nin soyunun son temsilcisi
Lorenzo de Medici'nin ölmesiyle Michelangelo, onla birlikte genç yaşta
ölen Nemours Dükü Giuliano'nun mezarlarının konulduğu kiliseye iki
ünlünün heykelini yapar. 1534'te Papa 3. Paul'un heykeltraşı ve mimarı
yapılan Michelangelo'ya Sistine Kilisesi'nin sunak duvarına bir
'Kıyamet Günü' tasviri yapmasını ister. Meryem'in Göğe Yükselişi,
İsa'nın Vaftizi ve Musa'nın Hükmü'nün anlatıldığı freksler süsler bu
duvarı.
Kıyamet Günü tablosuna başından beri muhalefet eden yeni Papa
4. Paul ise, tablodaki imgelerin fazlaca müstehcen göründüğünü
belirterek Michelangelo'dan tabloyu biraz daha 'düzgün' hale
getirmesini isteyince, ustanın cevabı şu olur: "Papa'ya söyleyin, bu
küçük bir mesele ve kolaylıkla uygun hale getirilebilir. Önce kendisi
yaşadığımız bu dünyayı uygun ve yaşanılır bir hale getirsin, sonra da
bu tablo da aynı uygunluğa girecektir." Michelangelo'nun yaşadığı çağ,
kendisiyle boy ölçüşebilecek derecede yetkin ressam ve
heykeltıraşçılara da tanıktır aynı zamanda.
Bunların başında Rafael ve Leonardo Da Vinci gelir. Bu
sanatçılar arasında keskin ancak hoşça bir rekabet vardır. Anlatılan
bir öyküye göre, sanatçının rakiplerinden Rafael ve Bramante, işbirliği
yaparak Michelangelo'ya Sistine Kilisesinin işini verdirmeye
çalışırlar. Böylelikle, kendini ressamdan çok bir heykeltıraş olarak
kabul eden Michelangelo, bu işi kabul etmeyerek Papanın gözünden
düşecektir. Hayatının son dönemini Roma'daki Aziz Peter Kilisesi'nin
mimarı olarak geçiren Michelangelo 18 Şubat 1564'te 89 yaşında ölür.
Michelangelo BuonarrotiRönesans sanatına benzersiz bir etkide
bulunan Michelangelo, klasik sanat tekniklerini öğrenmesinin yanı sıra
asıl olarak, insan formunu her açıdan tasvir edebilmek için kadavralar
üzerinde çalışıp, Yunan ve Roma sanatından devraldığı idealleştirilmiş
insan tasarımlarını ulaştığı gerçekçilik boyutunu yakalamaya çalışır.
Batı resminin babası olarak bilinen Giotto'nun resmindeki doğallık ve
gerçekçilik ile 15. yüzyıl başında tam olarak anlaşılabilen derinlikte
perspektif olgusunu geliştirip kendi tarzına temel yapan Michelangelo
onlarca heykel, freske imza atıp Roma'nın yeniden inşa ve
düzenlenmesinde de önemli görevler almıştır.
Michelangelo'nun Davut Heykeli, Michelangelo Buonarroti
tarafından 1504 tarihinde tamamlanmıştır. (Başlangıç 1501) Geniş
çevrelerce, Michelangelo'nun (Pietà ile birlikte) en iyi iki
heykelinden biri ve Rönesans heykel sanatının bir başyapıtı kabul
edilmektedir. Eser, Hz. Davut'un Golyat'a saldırmaya karar verdiği anı
simgelemektedir. 5,17 metre yüksekliğindeki mermer heykel Floransa'nın
bir sembolü niteliğindedir. Heykelin tamamı 8 Eylül 1504 tarihinde
ortaya çıkarılmıştır.
Figürün omzunun üzerinde dikkat çeken sapanın yanısıra figürde
neredeyse mükemmel 'insan oranı' betimlenmiştir. Michelangelo'nun Davut
heykeli erkek insan form bilgisi esas alınarak disegno sanatsal
disiplini ile temellendirilmiştir. Bu disipline göre heykel en iyi
sanat şekli olarak ortaya konmuştur, çünkü ilahi yaratılışı taklit
etmektedir. Michelangelo bu disipline olan bağlılığını şu davranış
şekliyle ortaya koymuştur: Sanki Davut onun çalıştığı mermer bloğun
zaten içindedir ve onu dışarıya çıkarmak ister! (Aynı insan ruhunun
bedenin derinliklerinde bulunduğuna olan genel inanç gibi. Bu ayrıca
contrapposto stilinin de bir örneğidir.)
Esasında gerçek insan oranları gözetildiğinde herkelin
oranları oldukça farklıdır. Baş ve üst-vücut, alt-vücut oranlarına göre
daha büyüktür. Kimileri bunu maniyerist stile dayandırsa da, en kabul
görmüş açıklama heykelin bir kilise cephesine veya yüksek bir kaidenin
üzerine oturtulma amacıyla hazırlanmış olması ve bu şekilde bir açıdan
bakıldığında oranların doğru görülecek olmasıdır.
Heykel ilk olarak Palazzo della Signoria'nın tam önündeki
Piazza Signoria'ya yerleştirilmiş; başına gelebilecek her türlü zararı
engellemek için, 1873'te Floransa'daki Akademi Galerisi'ne
götürülmüştür. Burada sayısız ziyaretçisini hala etkilemekte olan
eserin bir replikası 1910'da Piazza Signoria'ya yerleştirilmiştir.
1991 yılında bir kişi heykele çekiçle saldırmış, durdurulmadan
önce de sol ayak parmaklarına zarar vermiştir. 2003'te heykelin
temizlenmesinde su kullanılmasına ilişkin bir tartışma olmuştur. Bu,
heykelin 1843'ten beri ilk büyük temizliğidir.
Davut'un Kudüs'ü fethinin 3000. yılına ilişkin, heykelin bir
replikası Floransa'dan Kudüs'e bir armağan olarak gönderilmiştir.
Sunulan bu armağan şehirde bir fırtına koparmış, dinsel çatışmalar
sonucunda bu çıplak figürün pornografi içerdiğine ve kabul edilmemesi
gerektiğine karar verilmiştir. En sonunda bir uzlaşma sağlanmış, Davut
yerine başka bir heykelin tamamen "giyinik" replikası armağan olarak
şehre gönderilmiştir.
Dünya çapında eserin birebir boyutta replikaları mevcuttur.
Londra'da Victoria ve Albert Müzesi'ndeki alçıdan bir kopyasından,
Avustralya'daki Surfers Paradise alıveriş merkezine kadar… Los Angeles
California'daki bir malikanenin üzeri ve çevresi heykelin 23
küçültülmüş boyutta replikası ile çevrilmiştir. Bir kopyası da ayrıca
Las Vegas'taki Caesars Palace'da Appian Way Shops'ı onurlandırmaktadır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
7/2/2007 · Kategori: biografi
HACI BEKTAŞ VELİ
Hacı Bektaş Veli, 13. Yüzyıl'da
yaşamış bir mutasavvıf ve düşünürdür. O, Anadolu'yu Türkleştiren
Türkmen gücünün hayatına şekil veren bir halk lideridir. Hacı Bektaş
Veli'ye bağlı Türkmenler'e, Bektaşi denilmiştir. Bugün Hacı Bektaş
Veli, Anadolu gibi Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Bosna,
Arnavutluk, Macaristan, Romanya gibi ülkelerde bile Türkler arasında
bilinen, saygıyla anılan bir önderdir.
16. yüzyıl'a ilişkin
Osmanlı belgelerini incelediğimizde kırsal kesimdeki nüfusun
çoğunluğunun Alevi-Bektaşi nitelikli olduğu ortaya çıkıyor. Hacı Bektaş
Veli, genelde kırsal kesime hitap eden bir düşünür/önder olarak
sivrildi. Zamanla onun düşüncesi kentlere de girdi. Kentlerde
Bektaşilik adı altında şekillenen bu düşünce, esnaf arasında oldukça
yayıldı.
Öte yandan, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda da Hacı
Bektaş Veli'nin düşünceleri etkili oldu. Osmanlı Devleti, Türkmen
göçebelerine dayanan bir özellik taşıyordu. Bu beyliğin kurucusu Osman
Bey, eşitlikçi bir dünya görüşünü temsil ediyordu.
Osmanlı
Devleti Balkanlar'a geçince Bektaşi düşüncesinin eşitlikçi, insancıl
özünden de yararlandı. Bugün bile Balkan ülkelerindeki Bektaşi
dergahlarına Hıristiyan halkın saygı duyması, işte bu düşünce
genişliğinden kaynaklanmaktadır.
Hacı Bektaş Veli'nin mekanı ve
makamı olarak bilinen Hacıbektaş İlçesi, bugün Nevşehir'e bağlı
bulunuyor. Kırşehir ile Nevşehir arasındaki bu ilçe, ünlü Kapadokya
havzasında yer alır. Bölge, Orta Anadolu'nun ilginç alanlarından
birisidir. Buralar Roma ve Bizans uygarlığının çok kuvvetli eserlerini
de barındırmaktadır. Ünlü peribacalarının, kaya kiliselerinin, yeraltı
şehirlerinin bulunduğu bir bölgede yer alır Hacıbektaş.
Hacı
Bektaş Veli Karacahöyük'te hayata gözlerini yummuş ve burada toprağa
verilmiştir. Onun mezarı çevresinde derhal bir türbe oluşturulmuş ve
burası kısa sürede dergaha çevrilerek (halk üniversitesi haline
getirilerek) merkez nokta yapılmıştır. Karacahöyük'te, Hacı Bektaş
Veli'nin makamına onun soyundan gelen ve Çelebiler denilen çocukları
oturmuşlardır. Karacahöyük adı, daha sonra Hacı Bektaş Veli'ye saygı
ile Hacıbektaş'a çevrilmiştir. Bugün Hacıbektaş İlçesi, Nevşehir'e
bağlıdır ve turizmin hızla geliştiği noktalardan birisidir.
Yeniçerilerin Piri
Osmanlı
Devleti, devşirme denilen Hıristiyan çocuklarından oluşturduğu orduyu
Hacı Bektaş Veli'nin düşüncelerinden yararlanarak eğitti ve
şekillendirdi. Yeniçeri Ordusu denilen bu ordunun başında bulunan ağa
da Bektaşi idi. Bu ordu, 1826 yılına kadar Osmanlı Devleti'nin birinci
gücü olmuştur.
Yeniçeri ordusu, törenlerde gülbank çeker (dua
okur) ve bu gülbankta da Hacı Bektaş Veli'nin adı anılırdı. Duanın sonu
şöyleydi: Pirimiz hünkarımız Hacı Bektaş-ı Veli'nin demine devranına hu
diyelim hu!
Kısacası, Hacı Bektaş Veli sadece bir düşünür ve din
adamı değil, devlete şekil veren siyasal bir kimlik olarak da son
derece önemlidir.
Yaşamı hakkında açık bilgiler yoktur. Buna
karşı Hacı Bektaş Veli etkileri ve yaptıklarından dolayı tarihi ve
ebedi eserlere konu olmuştur
Hacı Bektaş Veli, 13.
Yüzyıl'da yaşamıştır. Bu tarih, eski bir Vilayetname'ye eklenen notta
1209-1271 olarak saptanmıştır. Bu tarihlerin doğruluğunu şu kanıtlar
onaylar.
· Hacı Bektaş Veli, 1273 tarihinde öldüğü kesin olan
Mevlana Celalettin-i Rumi ile çağdaştır. Bu çağdaşlığı, Mevlevi
kaynakları ortaya koymaktadır.
Bu iki ulu kişinin arasında güçlü bir bağlantı olduğunu, tarih göstermektedir.
·
Hacı Bektaş Veli, 1263-1264 tarihlerinde Anadolu'dan Kırım'a geçen
Alevi Türkmenler'in başında bulunan Sarı Saltuk'un da mürşididir
(Öğretmenidir). Hacı Bektaş'ın, 1282'den sonra ölen Saru Saltuk'dan
daha büyük veya onunla yaşdaş olması normal sayılmalıdır.
·
Hacı Bektaş; Taptuk Emre'nin; Taptuk Emre de Yunus Emre'nin mürşididir.
Bugün, Yunus Emre'nin 1320 civarında Hakka yürüdüğünü (öldüğünü)
biliyoruz. Yunus Emre'nin manevi gıdasını veren de Hacı Bektaş'tır.
Öyleyse, Büyük Pir'in, Yunus Emre'den önce Hakka yürüdüğünü söylemek
yanlış olmaz.
· Vilayetname'de, Hacı Bektaş'a karşı çıkan ve
onun duvarı yürüttüğünü görünce teslim olan Seyyit Mahmud-ı Hayrani de
1267-1268 tarihlerinde ölmüştür. Cacaoğlu Nureddin de yine bu yüzyılda
yaşamış olup Hacı Bektaş Veli'nin manevi büyüklüğünü anlatan
Vilayetnamede adı geçen önemli kişilerden birisidir.
· 1275 ile
1343 yılları arasında yaşayan Ebülfarac Vasıti'nin Tiryakül Muhabbin
adlı eserinde de adı geçen Hacı Bektaş'ın, 1343'ten önce ölmüş ve
oldukça şöhret kazanmış olduğu anlaşılıyor.
· En önemli
kanıtlardan birisi de; Kırşehir'de bir Mevlevi tekkesi kurmuş olan Şeyh
Süleyman bin Hüseyin'in vakfiyyesinde geçen 'fi nahiyetil-Hacı Bektaş
kuddise sırruhu...' ibaresidir. 1297 tarihli bu ibareden, Hacı
Bektaş'ın bu tarihte artık ölmüş olduğu anlaşılmaktadır. Kuddıse
sırruhu ibaresinin, o tarihlerde sağ insanlar için de kullanıldığı
görüşü, belli bir kanıta dayanmamaktadır... (Bu bilgi için bak: John
Kingsley Birge, Bektaşilik Tarihi, s. 45. Birge'nin naklettiği bir
başka bilgi de 1295 tarihli bir vakfiyede yer alıyor. Orada da Hacı
Bektaş Veli'den merhum diye söz edilmektedir.).
Karacahöyük'e yerleşti
Gerek
Aşıkpaşazade'nin tarihinde, gerekse 14. Yüzyılın ortalarında yazılan
'Menakıbül Kudsiyye'de; Hacı Bektaş'ın Baba İlyas-ı Horasani'nin
yolunda, onun ardası olduğu vurgulanır. 1240 yılında öldürülen Baba
İlyas'ın ardası olacak birisinin o dönemlerde 25-30 yaşlarında olması
gerekir.
Hacı Bektaş Veli hakkında, onun yaşadığı dönemi çok
iyi bilen Elvan Çelebi tarafından yazılmış bulunan Menakıbül Kudsiye'de
geçen beyitlerden anlaşılıyor ki Hacı Bektaş Veli ve yanındaki
yoldaşları 1240 yılında çıkan Baba İlyas isyanına katılmamışlardır.
Bu
kayıtlardan şunu da anlıyoruz ki Osmanlı Devleti'ni kuran Osman
Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali de Baba İlyas'ın öğrencilerindendir
ve Hacı Bektaş Veli ile akran bilgelerden birisidir. Bu bilgiler
gösteriyor ki Hacı Bektaş veli isyan edenlere katılmamıştır. Fakat o,
isyana katılmış güçlerden bir bölümünü alıp devletin ulaşıp
katledemeyeceği bir noktaya taşımış ve oraya yerleştirmiştir. İşte o
nokta da Karacahöyük olmuştur.
Ziyaret kılavuzu
(Bu
bölümdeki bilgiler Çelebi Celaleddin Ulusoy'un Hacı Bektaş Veli
Külliyesi ve Diğer Ziyaret Yerleri adlı kitapçığından alınmıştır.)
Hacı
Bektaş Veli'yi ziyaret edenlerin, külliye içersinde bulunan kutsal
yerleri ve makamları iyi tanıması gerekir. Bu noktaların en önemlileri
şunlardır:
Hacı Bektaş Veli Külliyesi (Dergah)
Hacıbektaş
ilçesinin orta yerinde, büyük bir bahçenin çevirdiği, batıdan doğuya
doğru uzanan, üç avlu içerisindeki türbeler ve diğer hizmet yapıları,
Hacı Bektaş Veli Külliyesi'ni oluşturmaktadır. İlk yapı olan 'Çile
Damı' Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında inşa edilmiş, çeşitli zamanlarda
yapılan eklentiler ve yenilemelerle Külliye bugünkü şeklini almıştır.
Hacı Bektaş Veli'nin türbesi, Orhan Gazi zamanında, 1338 yıllarında,
nisbeten basit bir yapı olarak Çile Damı'na eklenmiştir. Türbe bugünkü
şekliyle, sekizgen bir zemin üzerinde, Murat (Hüdavendigar) hayatta
bulunduğu sırada, Hacı-Bektaş Veli'nin oğlu Seyyid Ali Sultan
tarafından, 1385 yılında yeniden yaptırılmıştır. 1485-86 yıllarında 2.
Beyazıt tarafından türbenin çevresi tanzim edilmiş ve kubbesi kurşunla
kaplanmıştır. Osmanlı Sultanı 2. Mahmut 1827 yılında, türbeler dışında
kalan tüm külliye binalarını yıktırmış, Dergah Avlusu'nun doğu
köşesindeki camiyi yaptırmıştır. Külliye, 1869-70 yıllarında Osmanlı
hükümdarı Abdülaziz'in gönderdiği mimarlar tarafından, Hacı Bektaş Veli
Dergahı postnişini Ali Celalettin Çelebi'nin nezaretinde yeni baştan
yapılmış ve türbeler onarılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1958-59
yıllarında tamire muhtaç yerleri onartmış ve 16 Ağustos 1964 yılında
Külliye, müze olarak açılmıştır.
1. Avlu: Nadar Avlusu
Külliye'nin
birinci avlusuna, son restorasyondan sonra yeniden yapılmış cümle
kapısından girilir. Eskiden bu kapıya 'Taç Kapı'da deniliyordu.
Tamirden önce kapının dış yüzüne 'Burası aşıkların kabesidir. Eksik
gelen tamam olur' anlamında kitabe vardı. Birinci avlu, eskiden beri
'altın avlu' anlamına gelen 'Nadar Avlusu' adı ile anılmıştır. Avlu'nun
girişe göre sağ tarafında, Fatma Fikriye Hanım tarafından yaptırılan,
motiflerle süslü Üçler Çeşmesi yer alır.
2. Avlu: Dergah Avlusu
Meydan
Avlusu da denilen Dergah Avlusu'na piramit üstlüklü Üçler kapısından
girilir. Konuklarca Arslanlı Avlu olarak bilinen Dergah Avlusu'nun
girişe göre sağ tarafında Arslanlı Çeşme, Aş Evi, Cami, Sol tarafında
Mihman Evi, Meydan Evi, Kiler Evi vardır. Avlunun iki, tarafı Selçuki
revaklarla çevrilmiştir. Arslanlı Çeşme'nin ilk yapılışı oldukça
eskidir. Yusuf Bali Çelebi'nin oğlu Bektaş Çelebi'ye konuk olan Ali Bey
oğlu Malkoç Bali Bey, dergaha bergüzar olarak bu çeşmeyi yaptırmıştır.
Üç
kapı ve iki koridordan geçildikten sonra Aş Evi'ne girilmektedir. Aş
Evi'nde ortadaki ocakta bulunan büyük kazan, Kara Kazan diye
anılmaktadır. Aş Evi geçildikten sonra Dergah Camisi'ne varılır. Kısa
minaresi ve özel yapısı ile çevredeki binalara uyan sağlam cami, 1827
yılında, Nakşibendi usulü ibadet yapılmak üzere Osmanlı Padişahı 2.
Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Dergah Avlusu'na girişe göre soldan
ilk kapı Mihman Evi'nindir. Aynı sıradaki ikinci kapı Meydan Evi'ne
açılmaktadır. Burası yedi kat gökyüzünü temsil eden tavanı ile dikkat
çekicidir. Hacı Bektaş Veli'nin arslanla geyiği kucaklayan minyatürünün
orijinali ve diğer bazı müze eşyası burada sergilenmektedir. Meydan Evi
geçildikten sonra, avlunun sol köşesindeki Kiler Evi'ne gelinir.
Yeniçerilerin gür sesi
1826
yılına kadar Osmanlı Ordusu savaşa gitmeden önce, Yeniçeri ocağından
bir müfreze Hacıbektaş'a geliyor, Dergah Avlusu'nda saf tutarak, Hacı
Bektaş Veli Evladı'ndan postnişin olan zatın da katılması ile:
'Mü'miniz kalu-beli'den beri... Hakkın Birliğine eyledik ikrar... Bu
yolda vermişiz seri... Nebimiz vardır Ahmed-i Muhtar... La Yezal
mestaneleriz... Nur-ı ilahide pervaneleriz... Sayılmayız parmak ile
tükenmeyiz kırmak ile... On iki imam Pir-i tarikat cümlesine dedik
beli... Üçler, beşler, yediler... Nur-ı Nebi Kerem-i Ali, Pirimiz
üstadımız Hünkar Hacı Bektaş Veli... Demine devranına Hu diyelim Hu!'
diye gülbang çekiyorlar (dua ediyorlar) ve Pir'den himmet istiyorlardı.
O tarihlerde yaşayan kişilerden aktarılan bilgilere göre Yeniçeriler'in
gür sesi Hacıbektaş'ın her tarafından duyuluyordu.
Çicek bahçesi Hazret Avlusu
Hacı
Bektaş Veli dergahında, üst tarafı kubbe ile örtülmüş Altılar
Kapısı'ndan girilen Hazret Avlusu bir çiçek bahçesi görünümündedir. Tam
karşıda Hacı Bektaş Veli Türbesi ve Kırklar Meydanı girişi, Avlu'nun
sağ köşesinde de bal peteği rengindeki yontma taşlarla yapılmış Balım
Sultan türbesi vardır. Kırklar meydanına üç kemerli bir eyvandan
girilmektedir. Sağ tarafta, tek pencerinden pek az ışık alan Çile Damı
(Kızılca Halvet) vardır. Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında mevcut olan
tek yapı burasıdır. Tonos kubbeli koridorun sonundaki kapıdan Mürüvvet
penceresinin aydınlattığı Kırklar Meydanı'na girilir. Güneş motifli
ahşap tavanla örtülmüş Kırklar Meydanı'nda ünlü Kırk Budak, Hz. Ali'nin
el yazması olduğu söylenen Kur'an yaprağı, tarihi değeri olan eserler
sergilenmektedir. Kırklar Meydanı'nın doğu kısmındaki terasta on Hacı
Bektaş evladından iki zatın mezarı bulunmaktadır.
Hacı Bektaş Veli türbesi
Kırklar
Meydanı'nda girişe göre sağ tarafta, etrafı mermer kaplama küçük bir
kapıdan Hacı Bektaş Veli (1209-1271) türbesine girilmektedir. Mermer
kaplamaların işlemeleri arasında üç balık dört güvercin motifi vardır.
Gök Eşik diye adlandırılan kapının altında, türbeyi yapan mimar Derviş
Sadık'ın mezarının bulunduğu söylenir. Kesin olmayan bazı söylentilere
göre de bu mezar Kadıncık Ana'ya aittir. Ortasında yüksekçe bir sanduka
bulunan Hacı Bektaş Veli Türbesi, Külli'yenin en önemli yeridir.
Türbenin duvar ve pencereleri işlemeli puşidelerle süslenmiştir. Çiçek
motifli kubbe aşab piramid şeklindedir.
Hacı Bektaş Veli Külliyesi dışında kalan ziyaret yerleri
Bektaş Çelebi Türbesi
Hacıbektaş
Bala mahallesinde klasik kümbet şeklinde yapılmış türbede Hacı
Feyzullah Çelebi'nin oğlu Bektaş Çelebi'nin mezarı vardır. (1710-1761)
Şiirler'inde Şiri mahlasını kullanan Bektaş Çelebi'nin türbesi
18.yüzyıl sonlarında yapılmıştır. Türbe 1906 yılında Cemalettin Çelebi
tarafından restore edilmiştir.
Atkaya
Hacıbektaş Bala
mahallesindedir. Menkıbedeki anlatıma göre, Seyyid Mahmut Hayrani'nin
arslana binip yılanı kamçı ederek geldiğinin haber verilmesi üzerine,
Hacı Bektaş Veli'nin 'O canlıya binmiş, bizse cansıza binelim' diyerek
yürüttüğü kaya, Atkaya olarak anılmaktadır.
Çilehane
Hacıbektaş'a
yaklaşık 2 Km. uzaklıktadır. Kulunç kayası, ünlü alıç ağacı, Delikli
Taş, Zemzem Çeşmesi, Veliyettin Çelebi türbesi buradadır. Hacı Bektaş
Veli'nin çile doldurduğu menkıbelerde anlatılan taşdan oyulmuş küçük
bir mağaradan adını alan Çilehane, Hacıbektaş'a gelen herkesin görmek
istediği bir yerdir.
Balımevi
Hacıbektaş Zir
mahallesinde, ünlü Ak Pınar çeşmesinin biraz yukarısında, Kadıncık
Ana'nın babası İdris Hoca'ya ait olduğu sanılan üç odalı bir evdir.
Elbisesiz kalan Kadıncık Ana'nın sığındığı tandır, bahçe ile çevrili
bulunan bu evin içindedir.
Karahöyük
Ankara yönünden
gelirken Hacıbektaş'ın girişinde bulunan yığma bir hüyüktür.
Menkıbelerde, Hacı Bektaş Veli'nin güvercin donunda buraya konduğu
anlatılır. Höyüğün içinde milattan öncesine ait tarihi kalıntılar
bulunmaktadır. Ak Pınar ve Hamur Kaya da buradadır.
Han Bağı
Hacıbektaş'ın
güney yönünde 2 Km. uzaklıktadır. Dergaha vakfedilen Han Bağı'nda, bir
babanın yönetiminde çalışan dervişler dergahın sebze, üzüm, bal
ihtiyacını karşılaşıyorlardı
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::