Doğmamış Bebeğe MEKTUP

Doğmamış çocuğa açık bir mektup


Binlerce senin arasından bir sen olarak, sana rağmen, dünyaya getirileceksin çocuk; ne doğacağın ülkeyi ne de aileni seçme şansın olacak; bu etiketleri doğar doğmaz yapıştırılacak sana: ailenden aldığın bir soyadın, adın ve bir de doğduğun ülkenin efendilerinin seni daha iyi dikizlemesine yarayacak bir kimlik kartın yada pasaportun olacak..

Sen dünyaya gelir gelmez, başta ailen olmak üzere, çevrendeki insanlar, tüm kurum ve kuruluşları ile devlet, seni senden başka birisi yapmak için gece gündüz çalışacak; böyle başlayacak yaşamla olan en büyük kavgan; seni kendin olmaktan alıkoyanlara karşı vereceğin hiç bitmeyen, oldukça zor, yorucu, ama keyifli bir kavga..

İnsanların ezici bir çoğunluğu bu kavgada erkenden havlu atar ve yeryüzü macerasını başkalarının istek ve arzuları doğrultusunda tamamlar. Doğduğun günden itibaren sana söylenen, iyi cilalanmış-paketlenmiş, ikna edicilik oranı yüksek, büyük yalanları vede minik yalancıkları keşfetmek bu kavgadan galip çıkmamın tek yolu olacak senin için.

İster varsıl olsun ailen isterse de yoksul; kendi açmazlarını-egolarını senin üzerinden tatmin etmeye çalışacaklar. Attıkları her adımda seni daha fazla kendilerine bağlayacaklar ve sen çaresiz boyun eğeceksin bunlara; bunu yapma, oraya gitme, şunu yeme vs. Keşfedeceğin ilk yalan ağızlara sakız edilen “çocuk gibi özgür” cümlesi olacak. Ne büyük yalan ama; tümüyle birilerine muhtaç kişi nasıl özgür olabilir!

Ailen toplumun alt tabakalarından gelmekte ise, senin fabrikalara ucuz işgücü olarak yetişmen ve istatistikte bir sayısını temsil etmenin ötesine geçememen kuvvetle muhtemeldir; yok eğer varsıl bir aileden gelmekte isen en azından maddi zorluklar yaşamayacağını söyleyebilirim; ama duygusal sömürüyü yoksul aile çocuklarına göre daha yoğun yaşarsın.

Büyük nutuklar duyacaksın ailenin kutsallığı, gelenek ve göreneklere bağlı olmamın önemi hususunda; bunun altını biraz eşersen efendilerimizin efendiliklerini ebedi kılmak için uydurduğu büyük bir yalan olduğunu anlayacaksın.

Eğer sokak çocuğu değilsen, ki umarım olmazsın, okullara gideceksin. Adına öğretmen denilen kişilerin sıktıkları martavalları dinlemekten bıkıp usanacaksın; sistematik yalanlarla tanışacağın ilk yer olacak okul; başarılı olman bu yalanları özümseme-benimseme derecesine göre belirlenecek. Kendin olma ve kalma kavganda adım adım ilerlersen, gittiğin okullarda sana söylenen yalanların, seni efendilere daha iyi ve kaliteli hizmet edecek şekilde hamurlamak için uydurulduğunu ve bu yalanlara aracılık eden öğretmenlerin cep harçlığının bizzat efendiler tarafından verildiğini biraz hüzünle biraz da şaşkınlıkla sezeceksin. Dahada ileri gidersen, matematik derslerinde bile öğrendiğin bir çok teoremin ispatlanmamış kabüller yığınından başka birşey olmadığını görüp şaşacaksın ve sonunda eğitimin o sihirli tanımını bulacaksın bir yerlerde;“Eğitim istenilen yönde davranış değişikliğini amaçlar”. Dünyanın neresinde olursa olsun, okullar insana boyun eğmeyi öğretir, fiziği kimyası ise yanında sadece eşantiyondur; çok az insan vardir bu kıskaçtan aklını ve ruhunu kurtarabilen; ve dünya bu insanların yüzü suyu hürmetine ayakta kalır.

Yavaştan ve derinden okul ve aile ortamı dışında da yaşantıların olacak; yani bilinen deyimiyle “sosyalleşeceksin”. Dostluk, arkadaşlık, aşk gibi kelimeler girecek kişisel sözlüğüne ve çok uzun sürmeyecek arkadaşlığın senin düşündüğün gibi bir şey olmadığını tecrübe etmen; en iyi arkadaşından yediğin ilk kazıkta anlayacaksın bununda bir yalancık olduğunu; ve efendilerin isteklerine göre şekillenmiş günümüz dünyasında aşkın bile, piyasa koşulları dahilinde tanımlandığından, deforme olduğuna çok ama çok üzülerek şahit olacaksın.

Çevrendeki arkadaşlarından bazılarının senden fazlasına, bazılarının ise senden çok daha azına sahip olduğunu göreceksin; bu gözlem kocaman bir yalanı daha farkediş sürecinde küçük bir adım olacak. Toplumların yazılı olmayan anayasalara sahip olduğu gerçeği; yazılı olan anayasadaki eşitlik kelimesinin palavranın daniskasi olduğunu anladığında ise sınıflı bir toplumda yaşadığının bilincine varacaksin. Dayan çocuk, bir ömür süren kavgada daha ne yalanlar bekliyor seni; nefesini iyi ayarla.

Modern zamanlarda doğacak olduğundan, sana yarının bugünden çok daha iyi olacağı söylenecek. Bu yaşamın boyunca keşfedeceğin en büyük yalan olacak; nasılki kutsal kitaplar öteki dünya vaadi ile avuturlar fanileri, bu dünyanın efendileride ilerleme, gelişme gibi kavramlarla, bahçivanlarını araya katarak, avuturlar kölelerini; oysaki yarın dünden bile öncedir. Dünyanın her ülkesinde efendiler her zaman iyi yaşamışlardır ve halen iyi yaşamaktadırlar; onların keyifle sürdükleri bir ömürleri vardir her daim; yarın ise kölelerin temennisidir sadece.

Hayatının enbüyük sıkıntılarıyla iş-aş-ekmek davasına kendini attığında tanışacaksın; çalışmanın ve üretmenin kutsal olduğu söylenecek sana. Nedir peki çalışmak? senin seçemediğin bir işyerinde, özgürce belirleyemediğin bir alanda, kendin belirleyemediğin bir sıklıkta ve zamanda, sevsen de sevmesen de bir sürü öteki insanlarla ve de bir bahçıvanın sıkı denetimi-emri altında fiziki gücünü, aklını ve ruhunu satmaktır; öyle hiç de kutsal falan değildir; olsa olsa Kuzey-Avrupa katolik protestan “ahlakıdır” o kadar. Çalışmanın kutsal olmadığı gerçeğini, yada zorunluluk olduğunu, anlasan bile, yinede çalışmak zorundasın; yüklü bir mirasın üstünde oturmuyorsan şayet. Bu durumda sen, önüne geleni elinden geldiğince yapmaya çalış ve avarelik etmeyi de sakın ihmal etme.

Sen, sana danışılmadan getirildiğin bir dünyada kendin olma mücadelesine girecek ve umarım kazanacaksın. Büyük yalanları sezdiğin ölçüde yalancıklarında farkına varacaksın. Bir kez doğruyu yalandan, güzeli çirkinden, samimiyeti çirkeften ayırmayı başardınmı, bu kavgada ilk devreyi kazandın demektir; yalanın yerine gerçeği, savaşın yerine barışı, kıskançlığın yerine sevgi ve dayanışma duygularını koyabilmen demektir. Ama unutmamalısın ki kendin olma kavgası bir ömür sürer. Bu kavgada galip geldiğin sürece sana ait bir hayatı, kendin olabilme keyfiyle yaşayabilirsin. İyi yada kötü, mutlu yada mutsuz veya acılarla dolu bir hayat olabilir bu, ama sonuçta senin kendi sahici hayatın olur.

Efendiler bu kavganın muzafferlerini çok iyi tanırlar ve her fırsatta senden intikam almaya çalışacaklarını sakin unutma.

Hayat herşeye rağmen güzeldir; kendin olma ve kalma savaşının kahramanı olan senin için ise çok daha güzeldir.

Hoşgeldin Çocuk!

Yorum Yaz