<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Şiir Ve İnsan...</title>
        <description>Sitemizde her türlü aranan şeyi bulabilirsiniz...</description>
        <link>http://siirabi.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 20:50:37 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>kahrolası bir SEVDAA!....</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/kahrolasi-bir-sevdaa_2300140.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/kahrolasi-bir-sevdaa_2300140.html</guid> 
            <description>kahrolası bir SEVDAA!....karanlık gecelerin kabus dolu gözlerinde avuttum kendimi.ve sensizligin enkaranlık sabahında gördüm acı gerçegi.kahrolası bir sevda iştebenimki.bilmedin sessizligin bile nasıl güzel geldigini....ve bilmedin asılaşkın soluk yüzünde karşıladıgını beni.hani tutkuydu seninki.acımasız birhayatın bir güneş doguşunda bulduşken seni...bu nasıl bir tutku eysevgili!kuşların üzerimden geçmeye korktugu bir insanım şimdi.sahil boyuncakoşarak haykırırken sevdigimi sen nerdeydin eyyy sevgili.bu bendekikahrolası bir sevda şimdi!senin bilmedigin degil,bilmezden geldigin biracıyım şimdi.yürüdügüm yollara attıgı bıçaklar kesti ben beni..paramparçaoldum,kanar ayaklarım ama hasretim ya sana yürürüm yine o yolda...tamkavuştum diyorum bu defa kanayan ayaklarımın altında tuzlar...bu nasıl biraşkmış ey sevgili.bu kadar çekerken bile mutlu olmak benimki.bu bendekikahrolası bir sevda şimdi...kahrolası bir SEVDAA!....

...</description>
            <pubDate>Sun, 18 Mar 2007 22:33:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Eylül Bakışlım</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/eylul-bakislim_2250769.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/eylul-bakislim_2250769.html</guid> 
            <description>Bende olduğundan beri ne zaman aynaya baksam; kendimi bulamıyorum. Gözlerimde gözlerini, dudaklarımda gülüşünü görüyorum. Hep nefesini soluyorum, tenimde bir ürperti beliriyor. Koca şehir susuyor sadece sesin çınlıyor kulaklarımda. Bakabildiğim kadar ileride, dokunabildiğimce yakındasın ama hasret kalıyorum bebek yüzlüm gülüşüne. İstanbul gibi bakıyorsun bana, gizemli ve buğulu. Hem içinde olup, hem yalnız yaşamak bilsen ne kadar zor geliyor. Hayat kavgasını sürdürüyor sevdam. Aşk can çekişiyor gecelerimde. Tenine susuyorum Marmara&amp;#8217;nın derinliklerinde. Yeditepe çalıyor sanki seni benden, yavaş yavaş tüketiyor. Gökyüzüne yıldızlarla tutunan peçesini çıkarıyorum karanlığın. Pencereden yatağına süzülen ay ışığı olmak, yüzünü sürdüğün yastık olup düşlerine avuç açmak için. Bedeninde serilmeliyim gece gibi. Meleklerin uyurken bıraktığı gülüşü seyretmeliyim başucunda. Kalmamı istermisin, yıldızlar bir bir gömülürken sabaha? dokunmamı istermisin ayaz düşen tenine? Hani utanmazlığın koynunda kendinle sevişmelerinde yanında olmamı istermisin ? Kuruyan teninde terden boncuklar yapabilirim, güzel bir melodideki piyano tuşları gibi dokunabilirim vücuduna, kıvrımlarınla ahenkli yaşayabilirim seni. Rüzgârın dağlarla kucaklaşmasını, dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına. Önce, süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin, sonra kızışan rüzgârla tut ellerimi. Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime. Açlığımı, susuzluğumu, sırlarımı bitir gecede. İçimde kıpırdanışların, yüreğimde sıcaklığın, dudaklarımda titreyişleri sevdanın, tenimin ürpertisinde nefesin olmalı... Dağıt, hazan düşen yatağımı. Güneşim ol eylül gözlüm. &amp;#8216;Seni istiyorum&amp;#8217; diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan, sırlarımı çöz öpüşlerinle. Ay gibi yum gözlerini geceye, yıldız gibi kay geç düşlerimden. Tadını bilmediğim, ...</description>
            <pubDate>Tue, 13 Mar 2007 00:24:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Öpeceksen Öp</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/opeceksen-op_2202833.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/opeceksen-op_2202833.html</guid> 
            <description>&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;----- Delikanli sevgilisini aksam eve birakir.Evin önünde masum &amp;gt;&amp;gt;bir&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;fisiltidan&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;sonra ateslenir.&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;Bir elini duvara dayiyarak - &quot;Beni bir öper misin?&quot;..&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;Kiz: - &quot;Deli misin, evin önünde annemler görür&quot; der..&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;Erkek: - &quot;Ne olacak canim bu saatte kim görecek, ne olur seni &amp;gt;&amp;gt;çok&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt; seviyorum...&quot;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;Kiz: - &quot;Ben de seni ama olmaz...&quot;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;- &quot;Hadi ama, lütfen&quot;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;- &quot;Yeter artik, olmaz dedim!&quot;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;- &quot;Neden ama bebegim, neden?&quot;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;Erkek cok atesli tabi devamli israr eder. Bir ara aniden &amp;gt;&amp;gt;merdivenlerin&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt; isigi yanar ve kizin kücük kiz kardesi belirir.&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;Kücük kiz: - &quot;Babam öpecekse öpsün diyor, yoksa ben öpecekmisim, &amp;gt;&amp;gt;o da&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt; olmazsa kendisi gelecekmis öpmeye, ama o hayvan oglu hayvana &amp;gt;&amp;gt;söyle elini&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;diyafon dügmesinden ceksin dedi&quot;&amp;gt;&amp;gt; &amp;gt;&amp;gt;

...</description>
            <pubDate>Thu, 08 Mar 2007 22:50:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Aşkımaaaa....</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/askimaaaa_2193653.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/askimaaaa_2193653.html</guid> 
            <description>Dünyaya bir daha gelsem sevgilimArar bulurum yine seni severimCenneti değişmem saçının telineÖmrümün yettiği kadarSENİ SEVERİM

...</description>
            <pubDate>Wed, 07 Mar 2007 23:50:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Savaş Ay'dan</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/savas-ay-dan_2193644.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/savas-ay-dan_2193644.html</guid> 
            <description>Kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorumZili çalmalıyım ve sen açmalısın kapıyı''Hoş geldin canımmm..'' deyip boynuma sarılmalısınUzun uzun öpüşmeliyiz kapı aralığında,Elelele tutuşup içeri yürümeliyizSen biçırpıda sıralamısın;Belki de üçü önemli otuzbeş kırk haberi birden''Sular yoktu bütün gün biliyormusun''Demelisin mesela.''Yemeği ocakta unutup yakmamışmıyım pilavın dibiniSonra da tüpgaz bitti alay eder gibi'' demelisin mesela.Adları da saçları gibi hep birbirine benzeyen ortaokul arkadaşlarınÇatkapı yapmış olmalı aniden ve öğlen.Annen aramış yakında geleceklermişBana da selam söylemişmiş olmalı mesela.O kadar işinin arasında,Camları da silmiş serinmiş olmalısın.Eskilerini eskiciye verdim,o eski mintanlarını filan demelisinPilastik leğen, mandal bi de faraş almış olmalısın karşılığındaBi gündüz yayınında faydalı en az on şey öğrenmiş olmalısınÇıkmayan lekeleri kolayca çıkarmayaŞarap şişelerini kolayca açıp,Boş şişelere mumlar damlatıp dekor yapmayaBi ton faydalı şeylerBen mutlaka; ''yaaaa öylemi olmuş''Diyeceğin haberler varmeliyim sanaSüratle beni kızdıracak bişeyler yapmalısınBen zaten seni kızdıracak bisürü şey yapmış olmalıyım dışardaGözüme bakıp anlamalısın yediğim herzeleleriSen anlamazlıktan gelmelisin hepsiniYüzlememelisin yine deUsulca utanmalıyımAnladığını anlamazdan gelmeliyimAnladığını anladığımı anlamamalısınBu böylece sürüp gitmeli bi vakitBen yine herzamanki gibi, yarın rejim yapmayaSpora başlamaya, sigarayı artık bırakmaya karar vermeliyim.Sen bikaçgüne kadar bi iş bulup artık çalışmaya,Bi ev bulup oraya geçmeyeHayatına bi çeki düzen vermeye, karar vermelisin''Çay koyyyy'' yapmalı, yine ben hatırlatmalıyımRadyo yine tuhaf şarkılar çalan bi gavur kanalına ayarlı olm...</description>
            <pubDate>Wed, 07 Mar 2007 23:49:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Roses II...</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/roses-ii_2175283.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/roses-ii_2175283.html</guid> 
            <description>
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;

&amp;nbsp;
&amp;nbsp;

&amp;nbsp;
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;

&amp;nbsp;
&amp;nbsp;

&amp;nbsp;
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;

&amp;nbsp;
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;
...</description>
            <pubDate>Sun, 04 Mar 2007 23:33:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Rose...</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/rose_2175216.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/rose_2175216.html</guid> 
            <description>
 &amp;nbsp; &amp;nbsp;  &amp;nbsp; &amp;nbsp;  &amp;nbsp; &amp;nbsp;  &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;  &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;  &amp;nbsp; &amp;nbsp; ...</description>
            <pubDate>Sun, 04 Mar 2007 23:35:01 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Cinsel Deneyim :))</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/cinsel-deneyim_2167253.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/cinsel-deneyim_2167253.html</guid> 
            <description>Evin oglu odaya girer ve Babasina- Babacigim bugun ilk defa cinsel iliskiye girdim derbabasi mutlu bir sekilde- Bu cok guzel oglum gel oturda anlat bakalim dergenc yanit verir : - Anlatayim da baba oturamiyorum

...</description>
            <pubDate>Sun, 04 Mar 2007 23:35:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Vazgeçilmezime...</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/vazgecilmezime_2117801.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/vazgecilmezime_2117801.html</guid> 
            <description>İnsanın içine işleyen bir ayaza ev
sahipliği yapan kış sabahında, seni düşündüğümde içime yayılan
sıcaklığın, dışarıdaki iki metre karı bile eritebileceğini
düşünüyorsam...Uykudan yüzümde mutlu bir gülümseme ile kalkıp benimle birlikte uyanan güne senin adını veriyorsam...Evimin bütün duvarlarında senin yüzünü görüp, bana baktığını hissediyorsam...Ve bu beni her gün hep aynı şekilde heyecanlandırıyorsa...İçtiğim çayın şekeri, sigaramın dumanı, kahvaltımın her lokması sen oluyorsan...Sokakta bana bakan her insan, yüzümdeki tarifsiz sevinci görüp hayrete düşüyorsa...Sevdiğin şarkıyı defalarca başa alıp bıkmadan defalarca dinleyebiliyorsam...O şarkının her sözüne seninle ilgili ayrı bir anlam yüklüyorsam...Yüzlerce kişinin arasında bile kadehimi sadece senin şerefine kaldırıyorsam...Başımı döndüren şeyin aslında içki değil, sana olan aşkım olduğunu biliyorsam...Yorucu bir günün sonunda ufacık bir sözünle, bir gülüşünle uzun bir tatilden dönmüş gibi enerji doluyorsam...Ve o enerjiyle hiç uyumadan günlerce çalışabileceğimi duyumsuyorsam...Gün boyu saatleri, dakikaları sayıp } Neden geçmiyor bunlar} diye hayıflanıyorsam...Ve hep seninle buluşacağımız anı bekliyorsam...Kitap okurken seni düşünmekten kendimi alamayıp aynı satırı defalarca tekrar ediyorsam...Sonra sana bunu anlattığımda birlikte ne kadar güleceğimizi düşünüp keyifleniyorsam...Seninle ilgili planlar yapıyorsam...Sadece varsayımlara dayalı olsa bile o planları mükemmelleştirmek için her ayrıntının üzerinde dakikalarca düşünüyorsam...İzlediğim filmdeki başrol oyuncularının yerine kendimizi koyup }Biz olsaydık böyle yapardık} diyorsam...Yüzyıllardır sevgililerin kullandıkları klasik sözcüklerin benim duygularımı anlatmaya yetmediğini fark ediyorsam...Yine de bunları söylemekten hiç ama hiç bıkmıyorsam...Aşkımın coşkusunu sana yansıttığımda senin de bana aynı coşkuyla karşılık vereceğini biliyor...</description>
            <pubDate>Sat, 24 Feb 2007 13:35:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>YA ultrAslan YA Gala's</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/ya-ultraslan-ya-gala-s_2117785.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/ya-ultraslan-ya-gala-s_2117785.html</guid> 
            <description>YA ultrAslan YA Gala'sBAZEN Kapalı
Tribün çok kritik maçlarda birdenbire eski ruhuna bürünürdü. Baygın
baygın maç seyrederken, bir düdük ya da bir sertlik karşısında
tribünler, sanki yüz yıllık uykusundan aniden uyanmışçasına patlar,
Avrupalıların &quot;Cehennem&quot; dediği atmosferi yeniden yaşatırdı. Ama artık
o &quot;Cehennem&quot; belli anlara sıkışmıştı. Örneğin 3-2'lik Milan maçının son
20 dakikası gibi. Işıklar yandı ve herkes sırayla konuşmaya başladı.
Takımın başarısına ters oranlı giden tribünlerden bahsettiler bazı
arkadaşlarımız... Tribünlere gelen insanların birbirlerinden kopuk
olduklarını anlattılar. Bu toplantı bu sorunları tartışmak ve çözüm
yolları geliştirmek için düzenlenmişti. Toplantıya katılanların her
biri Kapalı'da yer alan değişik arkadaş gruplarının önde gelen
isimlerinden seçilmişti... Çünkü birlik ancak böyle sağlanırdı.
Neticede ortak payda tekti: &quot;Galatasaray...&quot; Günümüzde tribün yükünü
çeken kalabalık taraftar gruplarının organizasyonu artık bir
zorunluluktu. Bu taraftar grupları, her şeyden önce dünyanın her
yerinde kendilerini bir isimle anıyorlardı. &quot;Brigade&quot;, &quot;Irriducibili&quot;
ya da &quot;Ultras&quot; örneklerinde olduğu gibi. Ocak ayında düzenlenen
toplantının bu yolda atılmış önemli bir adım olduğu daha sonraki
gelişmelerle ortaya çıktı. O gün akşamın geç saatlerine kadar konuşulan
konular arasında &quot;isim&quot; de vardı. Toplantıda hatalar ortaya kondu
açıkça. Bu kadar verimli ve hatta &quot;acımasız&quot; bir özeleştirinin
yapılabildiği ve daha da önemlisi, sonunda &quot;ortak&quot; bir &quot;devam&quot;
kararının çıkabildiği bir toplantı herkese kısmet olmaz... Ama
Galatasaraylılık duygusu her türlü olumsuzluğun üstesinden gelme gücünü
vermişti bir kere. İlk toplantıdaki gündem maddeleri şunlardı :* Misyon: Neden yeni oluşum?* Hedef* İlkeler* Oluşumun içindeki kurullar* Strateji* Finansman ve kaynak modelleri* Oluşumun isminin belirlenmesi* Görüş ve dilekler...</description>
            <pubDate>Sat, 24 Feb 2007 13:34:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Dünya Ulkelerınde Cok Kullanılan Atasözleri</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/dunya-ulkelerinde-cok-kullanilan-atasozleri_2097707.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/dunya-ulkelerinde-cok-kullanilan-atasozleri_2097707.html</guid> 
            <description>
Dünya Ulkelerınde Cok Kullanılan Atasözleri
Güzellik, tabiatin kadinlara verdigi ilk hediye, ayni zamanda geri aldigi ilk seydir. (SILI ) Ömrümün sonuna kadar essege binmektense, bir yil ata binmek yegdir. (HOLLANDA ) 
Yataga yattigim zaman, problemlerimi elbiselerimde birakirim. (HOLLANDA ) Askin tokadi üzüm gibi tatlidir. (MISIR ) Tasi delen suyun kuvveti degil, damlalarin sürekliligidir. (BREZILYA ) Hiç bir mutfak iki kadini alacak kadar zengin degildir. (SUDAN ) 
Üç tasinma bir yangina bedeldir. (JAPON ) Nisan yagmuru Mayis çiçegi getirir. (KANADA ) Bir yalan ne kadar hizli olursa ols un, hakikat onu yetisip (geçer. (KENYA ) Büyük acilar sessizdir. (ITALYA ) 
Küçük üzüntüler konusurlar, büyük dertler dilsizdir. (NIJERYA ) Birlesmek baslangiçtir, birligi sürdürmek gelismedir; birlikte çalismak basaridir. (U.S.A ) Ilk karini sana Allah, Ikinci karini insanlar, üçüncüsünü ise seytan gönderir. (JAPON ) 
Idealler yildizlar gibidir, onlari tutmak mümkün olmaz ama karanlik gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler. (FRANSA ) Evinde huzurlu olmak istiyorsan esinin bütün istediklerini (yap. (NIJERYA ) 
Yalan dört nala gider, gerçek adim adim yürür, fakat gene de vaktinde yetisir. (NORVEÇ ) Biri sizi bir kez aldatirsa suç onundur. Iki kez aldatirsa suç sizindir. (ROMANYA ) Bir sekilde dogar, fakat binbir sekilde ölürüz. (YUGOSLAVYA ) 
Hak yenir ama hazmedilmez. (YUNAN ) Bir adam en çok sevgilisini, en iyi sekilde ailesini, en uzun da annesini sever. (IRLANDA ) Agaç ne kadar yüksek olursa olsun, yapraklari yine de yere dökülür. (ÇIN ) 
Küçük kaza...</description>
            <pubDate>Sat, 24 Feb 2007 13:53:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>KÜÇÜK İTFAİYECİ</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/kucuk-itfaiyeci_2097701.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/kucuk-itfaiyeci_2097701.html</guid> 
            <description>KÜÇÜK İTFAİYECİ


Anne,
altı yaşındaki lösemiyle savaşan oğluna bakarken dalıp gitmişti. Kalbi,
acı içinde olmasına rağmen, kararlılık duygusunun da etkisini
hissediyordu. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını
gerçekleştirmesini istemişti. Ama bu, artık mümkün değildi. Löseminin
buna fırsat tanıması olası değildi. Oysa o oğlunun hayallerini
gerçekleştirmesini istiyordu. &quot;Bob! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? Hayatında neler olmasını dilediğin ve hayal ettiğin oldu mu?&quot; diye sordu. &quot;Anneciğim, ben büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim&quot;. Anne gülümsedi ve.. 
Dileğini gerçekleştirebilecek miyiz bir bakalım dedi. Daha
sonra, Arizona daki itfaiye müdürlüğüne gitti ve orada yüreği en az
Arizona kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Onlara oğlunun son
isteğinden söz etti ve oğlunun itfaiye arabasına binip şehirde küçük
bir tur atmasının mümkün olup olmadığını sordu. Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı
saat yedide hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar, itfaiyeci
kimliğine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir, bizimle
yemek yer, yangın öndürmeye gelir. Hatta bize ölçülerini verirsen, ona
üzerinde Arizona itfaiyecilerinin sarı renk üzerine işlenmiş ambleminin
olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botlary
ısmarlarız. Hepsi Arizona da üretiliyor. Üç gün sonra, itfaiyeci Bob u aldı, ona elbisesini giydirdi ve
hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti. Bob, itfaiye
arabasına kuruldu ve müdürlüğe doğru yol almaya başladı. Kendini çok
mutlu hissediyordu. O gün Arizona da tam üç yangın ihbarı olmuştu.
Değişik itfaiye arabalarına, hatta İtfaiye Müdürlüğü nün özel arabasına
da binmişti. Yerel televizyonlar da onu izleyip, çekmişle...</description>
            <pubDate>Sat, 24 Feb 2007 13:54:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Dost..</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/dost_2075443.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/dost_2075443.html</guid> 
            <description>DOST kimdir? Diye sormuş biri.Demiş; paylaştın mı sevgini, korkunu, ümidini ve yenilgini,verdin mi desteğini, sordun mu halini,yolladın mı yüreğini, ağladın mı onun gibi.
Hissettin mi DOSTLUĞU? Demiş diğeri.Bilgin demiş:Karşılığı olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi?Dostluk dediğin; tek bir ruhun, iki ayrı bedende dirilmesi...

...</description>
            <pubDate>Fri, 23 Feb 2007 13:32:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Microsoft'ta Temizlikçi Olmak...</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/microsoft-ta-temizlikci-olmak_2075412.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/microsoft-ta-temizlikci-olmak_2075412.html</guid> 
            <description>Microsoft'ta Temizlikçi Olmak...







İşsizin
biri, temizlik işleri için Microsoft'a başvurur. İnsan Kaynakları, bir
ön görüşmenin ardından test (yeri temizlemek) yaparlar ve &quot;işe alındın,
e-mail adresini ver, sana başvuru formunu göndereyim, aynı zamanda, işe
başlamak için geleceğin günü bildiririm&quot; der. Adam çaresiz,
bilgisayarının, ve dolayısı ile e-mail adresinin olmadığını söyler.
İnsan Kaynaklarından, onun adına üzüldüklerini, fakat e-mail'i yoksa,
kendisinin de var olmadığını ve kendisi de olmadığı için ise
alınamayacağını söylerler. Adam umutsuzca, ne yapacağını bilmeden,
cebinde sadece 10$ ile çıkar. Ve bir markete girerek 10 kiloluk bir
kasa domates alır. Kapı kapı dolaşarak, 2 saat içerisinde sermayesini
ikiye katlar. İşlemi birkaç kez daha tekrar eder ve akşam eve
döndüğünde 60$'ı vardır. Ve bu şekilde yaşayabileceğini anlar, her
sabah erkenden evinden çıkar ve aksam geç saatlere kadar çalışır, ve
her gün parasını üçe, dörde katlar. Az bir zaman sonra, bir el arabası
alır, bunu bir kamyonla değiştirir ve bir süre sonra artık, bir çok
araçtan oluşan bir nakliye şirketi sahibidir. 5 sene geçer, adamımız
Birleşik Devletlerin en büyük gıda nakliye şirketlerinden bir tanesinin
sahibidir artık. Artık ailesini ve geleceğini düşünmektedir, ve hayat
sigortası yaptırmaya karar verir. Bir sigorta şirketini arar, kendine
uygun bir plan seçer ve konuşma biterken, sigortacı, teklifi
gönderebilmek için adamın e-mail adresini ister. Adam e-mail 'inin
olmadığını söyler.&quot;Şaş...</description>
            <pubDate>Fri, 23 Feb 2007 13:29:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hayranım sana!</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/hayranim-sana_2075401.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/hayranim-sana_2075401.html</guid> 
            <description>Hayranım sana sabrına sakince karşımda durup meydan okuyan o tavrına...Yüzümde acı bir hüznün gölgesi,Bir de dudağımda kaçamak bir tebessüm.
Saçlarım dağınık,Savrulduğumuz rüzgarda yönüm sen.Bakışlarım sahipli sahipliliğine...Korkmuyorum ruhumdaki fırtınada boğulmaktan karanlıkta yollarımı kaybetmektenLakin...Az ama çok az bir yaş damlıyor yanaklarımı
Hasretten...Seni bekleyerek yaşlandığımı hissediyorum,Bir deniz feneri asaletinde parlıyor geleceğin an'ları..Lakin...Dedim ya az önce de:Yüzümde acı bir hüznün gölgesi, 
Bir de dudağımda kaçamak bir tebessüm.Buraları oralara benzetemiyorum. Yapamıyorum.&quot;Olmuyor&quot; desem kızacaksın, Demeliyim ki:Olduramıyorum...Karşıma senli geçmiş zamanlar geliyor: Sana seni anlatabileceğim kelime:
Hayranım sana!Tam kelimelerin kifayetsizliğinden yakınacakken sana gelen;Kabul ediyorum:Aciz olan benim aksanıma bile.Biliyorum kurtarırsın beni sen ışığım, deniz fenerim ışığım, sana aşığım. 
Bir de sana bilmediğin bir şey söyleyeyim:Hayranım sana!
&amp;nbsp;

...</description>
            <pubDate>Fri, 23 Feb 2007 13:28:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>-_-_- Avukat ve Sarışın -_-_- </title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/avukat-ve-sarisin_2072247.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/avukat-ve-sarisin_2072247.html</guid> 
            <description>New York`tan Los Angeles`e giden ucakta cingoz bir avukat ile sarisin aptal gorunuslu
bir hanim yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanimla yakinlasmak hem de
hosca vakit gecirmek icin bir oyun teklif ediyor. Kabul gorunce oyunu
anlatiyor: 

-Size bir soru soracagim, cevabi bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksiniz bilemezsem ben size 50 dolar verecegim. Ve ilk soruyu soruyor: 

-Ay ile dunya arasindaki uzaklik ne kadardir? 
Kadin tek soz soylemeden cantasindan 5 dolar cikarip adama uzatmis. Soru sorma sirasi sarisina gelmis: 
-Tepeye 3 ayakla tirmanip 4 ayakla asagi inen sey nedir? 
Adam dakikalarca dusunmus... Yaniti bulamamis... Cuzdanindan 50 dolar cikarip kadina uzatmis. Kadin parayi kibarca alip cantasina koyarken avukat 
merakla sormus: -Cevap ne? 
Kadin tek kelime etmeden cantasini acmis ve 5 dolar cikarip adama uzatmis :)))

...</description>
            <pubDate>Thu, 22 Feb 2007 23:20:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Çanakkale - Hiroşima ve Bir ders</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/canakkale-hirosima-ve-bir-ders_2072223.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/canakkale-hirosima-ve-bir-ders_2072223.html</guid> 
            <description>
&amp;nbsp;      Çanakkale - Hiroşima ve Bir ders   Türkiye'ye Japonya'dan bir eğitim heyeti gelir. Temas ve incelemeler yapacak, neticeyi yetkililere aktaracaklar. Gerektiği kadar da ikili işbirliği gerçekleştirecek. İşler buraya kadar çok iyi...  Japon heyeti yurdumuzun bazı bölgelerinde gerekli incelemelerini yapar. Sonra Bakanlıkta toplanırlar. Heyetin hakkımızdaki tespiti ilginçtir:  &quot;Sizin çocuklarınızda milli şuur yok.&quot;  Bizimkiler şaşırır!   &quot;Bizim çocukların damarlarındaki kan milli duygumuzun kaynağıdır.&quot; Yine de fazla ses çıkarmazlar! Ne de olsa misafirdir!   ...</description>
            <pubDate>Thu, 22 Feb 2007 23:17:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>--- Konulamayan Teşhis ---</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/konulamayan-teshis_2072193.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/konulamayan-teshis_2072193.html</guid> 
            <description>--- Konulamayan Teşhis ---












Osman
Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır. İlaç alır geçmez. Bir
iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder,
ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak
sürer. Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar.
Başka doktorlar çağrılır... Osman Efendi Uşak'ın ileri
gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder. Doktorların hiçbiri
ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine
karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul'a
götürmeye karar verirler. İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur.
Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe
bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlasan
baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir. Ağrı kesici
iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar
yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zurih'e
gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca&amp;nbsp;profesör konsültasyon
yapar, testler tekrarlanır. Sonuç: Osman Efendiye teşhis konulamaz.
Artık yerinden kalkamayan Osman Efendiye ağrı kesici iğneler verilir,
altmışlarını suren adamın ülkesine dönüp &quot;dinlenmesi&quot;, daha doğrusu son
günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile
perişan. &quot;Kader&quot; denilir, Uşak'a dön...</description>
            <pubDate>Thu, 22 Feb 2007 23:15:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>hadi bir şiir ört üstüme..</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/hadi-bir-siir-ort-ustume_2072186.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/hadi-bir-siir-ort-ustume_2072186.html</guid> 
            <description>
uzaklara kaçmak zamanı şimdi / seni yanlış çözülmüş bir problemin sonucu gibi gecenin karatahtasında bırakarak ama faydasızdır bilirim hangi iklimde olursa olsun yüreğim 
hep aynı sorudur sorulacak bir kağıda dökmesem de içimde gezinen tebdil-i kıyafet dizelerim ellerim gözlerim yüreğim - ölülerim - yüzüme değen her rüzgara seni anlatacak sonbahar / zoraki intihar zamanları 
kızıla çalmış yaprakların bir anlamsız teslimiyet toprağa 
yoksul zamanı şimdi içimin iç içe düşmelerin (daha zormuş bir sevdayı düşlemek sevdaya düşmekten) birebir kopyasıyım -komşu mezarlıktaki - şehre küskün ölülerin 
kalbi kırık ilk sahibinden / ihtiyaçtan komple satılık yalnızlık.. hadi bir şiir ört üstüme..

...</description>
            <pubDate>Thu, 22 Feb 2007 23:14:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kırıldım bir kere,</title>
            <link>http://siirabi.blogcu.com/kirildim-bir-kere_2072178.html</link>
            <guid>http://siirabi.blogcu.com/kirildim-bir-kere_2072178.html</guid> 
            <description>Camdan yapılmayım, Kırıldım bir kere, Zor bir araya getirdim parçalarımı, Tahtaların aralarına giren küçük kırıkları, Gözyaşımla ıslattığım parmak uçlarımla topladım, 
Halının tüylerine dek fırlayan camları ararken, Yüzümün düşlerle dokunmuş desenleriyle bakıştım Anıların üzerine basmadan, kanatmadan kendini, Yarım yansımalarınla yüzleşmeden iri cam parçalarında, Kendini yeniden bir araya getirmek, 
Yapıştırmak kırıkları yerine, Sandığın kadar kolay değil!
Benim doğallığımın yerine, O kırıklıktan sonra işte bu yapaylık oturdu, Anla artık, Yapıştırarak kendimi oluşturdum yeniden.Bu yüzden kaldıramam ikinci bir kırılmayı.
Sen hiç bir şeyi ikinci kez yapıştırmayı denedin mi? Tutmaz... İki kıyı tüm girinti ve çıkıntılarıyla tamamlamaz birbirini.
Bir daha olursa, Olursa bir daha kırıklık, Daha keskin, daha tutulmaz, daha tehlikeli olurum. Tene değen her parçam, keser kanatır.Ki anlasana, Sindiğim kıyılardan köşelerden, 
Ansızın batarım insanlara.Ki anlasana, Kırılıp dağıldığımı unuttukları an, Gittikçe büyüyen bir tehlike olurum Sakın!Sakın, durduğum şu zaman ve yer içinde, Dengemi bozacak kadar ağır dokunma bana, 
Sakın beni bir daha düşürme!...

...</description>
            <pubDate>Thu, 22 Feb 2007 23:13:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://siirabi.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>